Kubilay gibi ecdadımız var. Halka silah çekmemiş, hallkı ezip geçmemiş, geri çekilip daha güçlü bir birlikle halk üzerine yürümemiş, silahını da belinden çıkarmamış da o yağız bahadır, kalkmış söz ile mertlik göstermeye divana varmış...
O soysuzlar divanı ki bir hain pusuyla, hileyle, O mertlik bilmez deyyuslar, satılık derviş ler kisvesinde, halleşmek helalleşmek yerine, o vatan evladını der...dest edip de kör bağ desteresinle boğazlamış.
Yürek mi ister, serden geçmek; vatana bağlılık mı, halk sevgisi mi ? Ne ararsan Kubilay’ da!
İşte bana gereken ecdad !
Mehmetçiğin yedi düvele nam saldığı şanlı orduyla, mehteranın kale duvarlarını titreten zil ve davuluyla, taşı taş üzerinde bırakmayan çağ açan o en büyük toplarla, o masalsı ak kısrak ve üzerinde Viyana'dan geçit bulamayan, cariyesine methiyeler düzmekten ve kanmayan şehvetinden geri duramayan, hayırlılar hayırlısı, bağlılar bağlısı, evlatlar şahı, şehzadeler şehzadesi, tarihçilerin söz birliğiyle imparatorluk kaderini bambaşka ufuklara taşıyacak bir kahraman ve yiğit gösterdiği, Mustafa'yı kahpelikle katledip aslen tarihimizin makus gidişatını başlatan, maşuğuna kavruk Muhibbi, Türk'ün azametini yok oluş şelalesine kurban eden Sultan Süleyman'a kalmayan dünyada; azameti, Türklük yıldızını omuzunda taşıma onuruna ermişlikten ibaret bir teğmen, Cumhuriyet meşalesinin aydınlattığı "Gönüllerdeki Xanadu Sarayı"nda tahta geçmiş, millet aşkına baş vermiş o sultandan hakkı olan vefayı, itibarı esirgeyeceğiz bugün ha ?!
Kerbela Şehitleri cennetle müjdelenmiş peygamber torunları Hasan gibi Hüseyin gibi,O, Kubilay...
Han değil, millet neferi ! Yok makamların daha yücesi !!!
O da bir Ulubatlı, Çandarlı, o da bir Pargalı, bir Sokollu, Merzifonlu... Dinle bak şanlı diyarların havasında büyümüş evlatların hünerleri veriyor Sultana esas onuru...
Bu sancak, kah müslüman evladı kah fethedilmiş toprakların gayrı müslüm meskun halklarının evlatlarından devşirilmiş , millet neferliğiyle nam ve şan kazanmış, beyler, paşalar ve vezirlerin hünerleriyle cihan gönderinde dalgalanmıştı. ... Yine de O tek dişli medeniyet canavarının eline düşüp neredeyse yok oluşu, halkın bağrından kopan bir Paşa, Mustafa Kemal durdurmuştu... O da bir Osmanlı Paşasıydı, yakın tarihin muazzam zaferlerinin mümessillerinin karşısında saygıyla eğildiği muzaffer bir millet neferi...
Bugün aklını yitirmiş bazı deliler, o kibir ve azametleriyle nice değerleri yok edip tarihin akışına bir kararla hükmetmiş ve Osmanlı'yı bitirmiş, kimi deli, kimi çılgın, kimi ahmak, kimi soysuzlaşmış veya artık basiretten tamamen yoksun kalıp yeditepe zindanlarında son bulan makus kaderli sultanlar zamanına nasıl heves ederler anlaşılamaz...
Öğrenemedik mi tek adam elindeki kudretin mutlaka şaşaladığını... Muhalefetle iktidarın ancak anlam kazandığını... İşte koskoca Amerikan Hükumeti, bir mali uçurum eşiğindeyken, muhalefetlerin en kahredicisini yaşıyor ama millet bununla hüküm veriyor. Öyle bir demokrasi ki, erklerini en keskin uçta ayırmış biri birinden.... Karşına erkler ayrımı çıkacak da ! sen bundan şikayetçi olacaksın ha... Sandığa gömülmen gerekir senin... Zira sen, o erkler ayrımının ellerinde yükseldin, sana inanç besleyenleri ne çabuk terkedip bilinmez işbirliklerinin uşaklığına soyundun ?
Cumhuriyet halk evlatlarının, milli egemenliğe baş vermesiyle yükselmiş ancak yeniden kendini bilmez teslimiyetçilerin biat kültürü sayesinde yalpalamaya başlamıştır.
Kendimize gelelim ey halkım !
Bu Anadolu bir kısraktır ki dört nala yol alırken apansız şaha kalkıverir de üzerinde duramayanı bırakır gider... O sana değil sen ona sadık ve hizmetkar olacaksın. Zira o vereceğini vermiştir, Veysel'in dediği gibi, karnın yarsan da kazma ilen bel ilen, o yurt oldu, ekin oldu, aş oldu...
Şimdi bu yurda sahip çıkma zamanıdır !
Bize gereken ecdad Ulubatlı’dır, Seyit Onbaşı’dır, Hasan Tahsin’dir, Sütçü İmam’dır, Fatma Çavuş’tur, Nene Hatun’dur, Kubilay’dır ! Bu ecdadın önderi de her zaman Tek Atam’dır !
O soysuzlar divanı ki bir hain pusuyla, hileyle, O mertlik bilmez deyyuslar, satılık derviş ler kisvesinde, halleşmek helalleşmek yerine, o vatan evladını der...dest edip de kör bağ desteresinle boğazlamış.
Yürek mi ister, serden geçmek; vatana bağlılık mı, halk sevgisi mi ? Ne ararsan Kubilay’ da!
İşte bana gereken ecdad !
Mehmetçiğin yedi düvele nam saldığı şanlı orduyla, mehteranın kale duvarlarını titreten zil ve davuluyla, taşı taş üzerinde bırakmayan çağ açan o en büyük toplarla, o masalsı ak kısrak ve üzerinde Viyana'dan geçit bulamayan, cariyesine methiyeler düzmekten ve kanmayan şehvetinden geri duramayan, hayırlılar hayırlısı, bağlılar bağlısı, evlatlar şahı, şehzadeler şehzadesi, tarihçilerin söz birliğiyle imparatorluk kaderini bambaşka ufuklara taşıyacak bir kahraman ve yiğit gösterdiği, Mustafa'yı kahpelikle katledip aslen tarihimizin makus gidişatını başlatan, maşuğuna kavruk Muhibbi, Türk'ün azametini yok oluş şelalesine kurban eden Sultan Süleyman'a kalmayan dünyada; azameti, Türklük yıldızını omuzunda taşıma onuruna ermişlikten ibaret bir teğmen, Cumhuriyet meşalesinin aydınlattığı "Gönüllerdeki Xanadu Sarayı"nda tahta geçmiş, millet aşkına baş vermiş o sultandan hakkı olan vefayı, itibarı esirgeyeceğiz bugün ha ?!
Kerbela Şehitleri cennetle müjdelenmiş peygamber torunları Hasan gibi Hüseyin gibi,O, Kubilay...
Han değil, millet neferi ! Yok makamların daha yücesi !!!
O da bir Ulubatlı, Çandarlı, o da bir Pargalı, bir Sokollu, Merzifonlu... Dinle bak şanlı diyarların havasında büyümüş evlatların hünerleri veriyor Sultana esas onuru...
Bu sancak, kah müslüman evladı kah fethedilmiş toprakların gayrı müslüm meskun halklarının evlatlarından devşirilmiş , millet neferliğiyle nam ve şan kazanmış, beyler, paşalar ve vezirlerin hünerleriyle cihan gönderinde dalgalanmıştı. ... Yine de O tek dişli medeniyet canavarının eline düşüp neredeyse yok oluşu, halkın bağrından kopan bir Paşa, Mustafa Kemal durdurmuştu... O da bir Osmanlı Paşasıydı, yakın tarihin muazzam zaferlerinin mümessillerinin karşısında saygıyla eğildiği muzaffer bir millet neferi...
Bugün aklını yitirmiş bazı deliler, o kibir ve azametleriyle nice değerleri yok edip tarihin akışına bir kararla hükmetmiş ve Osmanlı'yı bitirmiş, kimi deli, kimi çılgın, kimi ahmak, kimi soysuzlaşmış veya artık basiretten tamamen yoksun kalıp yeditepe zindanlarında son bulan makus kaderli sultanlar zamanına nasıl heves ederler anlaşılamaz...
Öğrenemedik mi tek adam elindeki kudretin mutlaka şaşaladığını... Muhalefetle iktidarın ancak anlam kazandığını... İşte koskoca Amerikan Hükumeti, bir mali uçurum eşiğindeyken, muhalefetlerin en kahredicisini yaşıyor ama millet bununla hüküm veriyor. Öyle bir demokrasi ki, erklerini en keskin uçta ayırmış biri birinden.... Karşına erkler ayrımı çıkacak da ! sen bundan şikayetçi olacaksın ha... Sandığa gömülmen gerekir senin... Zira sen, o erkler ayrımının ellerinde yükseldin, sana inanç besleyenleri ne çabuk terkedip bilinmez işbirliklerinin uşaklığına soyundun ?
Cumhuriyet halk evlatlarının, milli egemenliğe baş vermesiyle yükselmiş ancak yeniden kendini bilmez teslimiyetçilerin biat kültürü sayesinde yalpalamaya başlamıştır.
Kendimize gelelim ey halkım !
Bu Anadolu bir kısraktır ki dört nala yol alırken apansız şaha kalkıverir de üzerinde duramayanı bırakır gider... O sana değil sen ona sadık ve hizmetkar olacaksın. Zira o vereceğini vermiştir, Veysel'in dediği gibi, karnın yarsan da kazma ilen bel ilen, o yurt oldu, ekin oldu, aş oldu...
Şimdi bu yurda sahip çıkma zamanıdır !
Bize gereken ecdad Ulubatlı’dır, Seyit Onbaşı’dır, Hasan Tahsin’dir, Sütçü İmam’dır, Fatma Çavuş’tur, Nene Hatun’dur, Kubilay’dır ! Bu ecdadın önderi de her zaman Tek Atam’dır !
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder